15 Haziran 2011 Çarşamba

Yaz için okuma listem

Üniversiteye geldiğimden beri, ki an itibariyle dört yıl oldu, lisede bir yılda okuduğum kadar kitap anca okudum herhalde. Karar verdim, bu yaz geçmiş yıllarda alıp biriktirdiklerimden on kadar klasik ve beş-altı bilimkurgu harici her şeyi okuyacağım. Liste şöyle:

Virginia Woolf, Dalgalar. Orlando ve Mrs. Dalloway'i gerçekten çok sevip bir gazla aldığım bu kitap, iki yıldır bekliyor.

Ursula Le Guin'den; Rocannon'un Dünyası, Dünyaya Orman Denir, İçdeniz Balıkçısı. Ursula'nın Türkçeye çevrilmiş kitaplarından okumadığım yegâne kitaplar. Bunlar da iki-üç yıldır bekliyorlar.

Çocukluğumun kahramanı Jules Verne'den Mişel Strogof (çocukken okumuştum), Livonya'da Bir Dram, Yüzen Şehir.

Sevdiğim yazarlardan en son keşfetmiş olduğum D.H. Lawrence'dan, Oğullar ve Sevgililer.

Filmini roman uyarlaması olduğunu bilmeden izleyip çok beğendiğim, Tehlikeli İlişkiler. Choderlos de Laclos.

Boris Vian'dan, yarım bırakmış olduğum Ve bütün çirkinler öldürülecek, Kızıl Ot ve Yürek Söken.

Yine yarım bırakmış olduğum Jane Austen'ın Mansfield Park'ı.

Gogol'dan Taras Bulba.

Arthur Rimbaud'dan, Ben Bir Başkasıdır.

Ev arkadaşımdan çalmış olduğum, Lautreamont'dan, Maldoror'un Şarkıları.

Bir buçuk ay önce imzalatmış olduğum, Erdal Sarızeybek'ten Çarçella ve Kurt Kapanı. İzleyicim olabilecek liberal orospu çocuklarından faşist ve statükocu demeyi
esirgememeleri dileğiyle hem de.

29 Mayıs 2011 Pazar

Neofolk, when you are drowning.




After one and a half year of music sharing, I too have decided to make a blog compilation. The first one will be of rather slow paced, sorrowful neofolk bands. Not all the songs are neofolk, actually, nor all the songs are full of misery and melancholy. I tried to make a compilation that shows different stages of unhappiness, therefore there is not a dominant sound.

Bir buçuk yıllık müzik paylaşımından sonra, ben de bir blog derlemesi yapmaya karar verdim. İlk derleme ağır tempolu sayılabilecek, hüzünlü neofolk gruplarından. Gerçi, ne tüm şarkılar tamamen neofolk, ne de her bir şarkı melankoli ve yoksunlukla yüklü. Mutsuzluğun farklı evrelerini gösteren bir derleme yapmaya çalıştım, bu yüzden baskın bir hava yok.

Neofolk, when you're drowning.

26 Mayıs 2011 Perşembe

Ordo Rosarius Equilibrio - Apocalips



ORE, nihilist, fetişist, seksist, sado-mazo eğilimler içermemiş olsa klasik bir neofolk grubu olurdu. Sizler zeki çocuklarsınız, anlarsınız hemen. 2006 çıkışlı Apocalips albümünü paylaşıyorum, favorimdir.

2006 - Apocalips

Pıtpıtı severim.


20 Mayıs 2011 Cuma

Current 93


Neofolkun kurucularından olan David Tibet- diye başlayan bir yazı yazacaktım da, hem pek canım istemiyor, hem de nasıl olsa neofolku yabancılar dinlediğinden ne yazdığımın pek de bir anlamı yok, değil mi? Yine de, bir şeyler yazayım. As the world disappears aynı yıl Fransa'da kaydedilmiş pek hoş bir canlı performans. Thunder Perfect Mind'ın daha önceki tek şarkı paylaşımlarında neredeyse hepsini paylaşmıştım zaten, klasiktir. Of Ruin or Some Blazing Starre, önceki ikisine göre daha kendi halinde. Sleep Has His House ise, David Tibet'in babası öldükten sonra yaptığı albüm. Oldukça ağır tempolu, depresif ve alışması zor.

1991 - As the World Disappears (Live)

1992 - Thunder Perfect Mind

1994 - Of Ruin or Some Blazing Starre

2000 - Sleep Has His House

3 Mayıs 2011 Salı

Hope Sandoval & The Warm Intentions - Bavarian Fruit Bread



Varolan en tripli seslerden birine sahip olduğunu düşündüğüm, sâfi şarkı söylerek dünya üzerindeki herhangi bir erkeği süründürebilecek (kulun köpeğin olayım Hope) Mazzy Star'ın vokali Hope Sandoval'ın MBV'ın davulcusuyla kurduğu yeni proje. Yapabileceğim herhangi bir yorum aklınızda "Hope Sandoval & The Warm Intentions" sözcük öbeği varken şu fotoğrafa bakmak kadar etkili olmayacağından bırakıyorum. Mazzy Star'la benzer bir çizgide, ancak daha sakin.

Son söz: Yerim seni.

2001 - Bavarian Fruit Bread

The Trash Can Sinatras - Cake


Üşengeçlikten bir süredir bir şey koymuyordum. The Trash Can Sinatras, son zamanlarda paylaşmış olduğum diğer gruplar gibi, yeni nesil orospu çocuklarından gayrı, kendi halinde bir indie proje. En popüler albümleri olan Cake'i paylaşıyorum. Obscurity Knocks, Kimolduğunubilirsinsen'e?

1989 - Cake

12 Nisan 2011 Salı

This Scarlet Train - Fimbria

Geçen gün Tumblrda bir şarkısını paylaşmış olduğum, kenara köşeye itilmiş, lâkin pek tatlı olan İskoçyalı bir shoegaze grubu.

There and back again lane blog'dan.

Fimbria.

The Sullivans

The Sullivans, ilk albümlerini 2010 çıkarmış olamayacak bir indie/twee grubu. Seksenlerin tatlılığı üzerlerinde. Seveceksiniz.

The Sullivans

5 Nisan 2011 Salı

Indie Jewels.

Birkaç adet az bilindik, hoş indie. Jaywalkers'ı sadece There and back again lane blog dışı hiçbir yerde bulunmadığından paylaşıyorum, diğer ikisi son dönemlerde gönlümde taht kurmuş gruplar. Devamı gelecek.

St. Christopher - All of a Tremble (1989)

The Groovefarm - Best Parts... Vol. I (2001)

The Jaywalkers - Mini LP
(1987)

27 Mart 2011 Pazar

19 Mart 2011 Cumartesi

Lubomyr Melnyk (Almost) Discography




Lubomyr Melnyk'e bir kaç yıl önce avant-garde müzik bloglarından birinde rastladım. İlkin albümün adı dikkatimi çekti, The Voice of the Trees. Açıkçası bir orkestrayla eşlik edilmedikten sonra piyanodan pek hoşlanmam (evet, Chopin bile), yine de bir adamın ağaçların sesini müziğe dökebildiğini iddia edebiliyor olması-

Yeri gelmişken, biraz da romantizm yapalım. Çocukluğumu ne zaman düşünsem aklıma ağaçlar gelir. Bursa - Acemler'deki kavak ve Kırklareli - Babaeski'deki çam ağaçları. Bilir misiniz bilmem, İstanbul dışında yaşamış/yaşıyor olmaktan gurur duyan insanlar var bu memlekette. Geriye dönüp o zamanları hatırlamaya çalıştığımda yalnızca bu ikisi gelir aklıma, her gün altlarında düşlere daldığım çam ağaçları ve rüzgârla eğilen kavaklar. Bu kadar.

Lubomyr Melnyk, kayıtlara göre dünyada en hızlı piyano çalan kişi. Tabîdir ki (bunu yazarken imlâya hatası yapıyor olabileceğimin korkusu içerisindeyim) az buçuk piyano sevenler, ya da çalanlar hızlı çalmanın abartılacak bir şey olmadığını söyleyecekler, ben de Malmsteen de hızlı çalıyor ama yarrak gibi adam diyecek, ama bir de ekleyeceğim; "Lubomyr Melnyk sesleri mükemmel bir uyumla kaynaştırabiliyor.". Gerçekten de Lubomyr Melnyk'i dinlerken, ki belirtmeliyim ki albümlerin her biri ya hücum kayıt ya da konser kaydı; yani üzerlerinde oynama yok, bir dalga halinde geliyor müzik. Alçalan, yükselen, kıyıya vuran, siz kayalıklarda otururken ayaklarınızı ıslatan ya da kordonda yürürken yüzünüze incecik damlalar halinde vuran. Ya da Acemler'deki kavak ağaçlarının eğilip, bir sonraki rüzgârı beklemek üzere doğrulmasını, Babaeski'deki çam ağaçlarını, veya dünyanın neresinde olursanız olun, gri ve boş bir sonbahar gününde otobüs beklerken sararmış yaprakların önünüzde sigara izmaritleriyle birlikte savrulmasını. Böylesine alıp götüren, yaşadığınızı hissettiren bir Slowdive var herhal, bundan gayrı.

Şarkıların çoğu çift piyanoyla icrâ edilmiş. Her ne kadar ben The Voice of the Trees ile başlamış olsam da, The Lund - St. Petri Symphony başlangıç için daha uygun ve elimdeki kaydı daha kaliteli. Wave-Lox, albümler arasında dinlemesi en zor olanı ve başlangıç için kesinlikle tavsiye etmiyorum. Albümlerinin belirli başlı olanları bunlar, geri kalanları bulabilirsem (her ne kadar çok fazla talep olacağını düşünmesem de) burada yerlerini alacaklar.

15 Mart 2011 Salı

Pencil Tin - A Gentle Hand To Guide You Along

Pek tatlı, pek az bilinen (öyle ki last efemde ilk post bana ait) Amerikalı indie grubu. Indie'deki diğer favorilerim gibi (Glo-worm, Veronica Lake, Brian) üç beş şarkı kaydedip kaybolanlardan. Bazen onları böylesine güzel kılanın bu olduğunu düşünüyorum, sen-ben gibiler.

1996 - A Gentle Hand to Guide You Along

McCarthy


Klasik İngiliz indie pop. Yoruma gerek var mı?

1987 - The Well of Loneliness EP